Yukarıda okuduğunuz çözümleme, Pan'ın Labirenti'ni bir savaş ya da korku filmi olmaktan çıkarıp, mitolojinin, tarihin ve masalın kesiştiği bir eşik olarak okuyan daha geniş bir dersin yalnızca girişi. Kursta Kronos mitinden Franco İspanyası'na, Propp'un masal biçimbiliminden Van Gennep'in geçiş ritüellerine, Goya'nın Satürn'ünden Faun'un muğlaklığına kadar filmi ilmek ilmek, sembol sembol birlikte çözüyoruz.
Bu kursta neler var
Satın aldıktan sonra hesabınızla giriş yaparak video içeriklere anında erişebilirsiniz.
Satın aldığınız derslere 1 yıl boyunca erişebilir, bu süre içinde dilediğiniz kadar tekrar izleyebilirsiniz.
Pan'ın Labirenti — Franco İspanyası, Kronos miti ve bir çocuğun gerçekliğe karşı kurduğu masal arasında bir eşik.
Yüzbaşı Vidal yalnızca kurgusal bir faşist değildir. O, Franco'nun özünü — Kronos'u — temsil eder.
Mitolojik kökene inersek: Ouranos, oğlunun onu devireceğine dair bir kehanetten korkup çocuklarını Toprak Ana'nın rahmine geri iter. Kronos kaçar, babasını hadım ederek tahttan indirir — ve aynı korkuyla, bu kez kendi çocuklarını yemeye başlar.
Vidal de böyle bir "Zaman Baba"dır. Babasının ölüm anında parçaladığı saati sürekli kontrol eder; oğluna "onurlu" bir miras bırakma takıntısıyla hareket eder. Ofelia'nın hayal dünyasında zaman ayın hareketleriyle, kum saatleriyle akarken; Vidal'in dünyasında her şey köstekli saatin tıkırtısına bağlıdır.
"Solgun Adam'ın gözleri yoktur; yalnızca dokunabildiğini algılar. Vidal de öyle — maddi olanın dışında hiçbir gerçeklik tanımaz." — Goya'nın Satürn'ünü izleyerek
Solgun Adam'ın ini çocuk ayakkabılarıyla doludur. Yarım daire biçimli şömine, filmin 1944'te geçmesiyle birleşince Holokost'un imgelerini çağrıştırır. Bu yaratık yalnızca mitolojik bir çağrışım değil, tarihsel şiddetin de cismani bir temsilcisidir.
Mercedes'in filmin sonunda Vidal'e söylediği tek cümle bu laneti kırar: "Oğlun adını bile bilmeyecek." Vidal yalnızca ölmez; uğruna her şeyi feda ettiği hatırlanma hayalini de kaybeder.
Vidal keskin, katı hatlarla çizilmiş mutlak bir kötülüktür. Faun ise tam tersi: belirsiz, sınayan, yoruma açık.
Doug Jones'un canlandırdığı bu yaratık, Narnia'nın sevimli Bay Tumnus'undan çok uzaktadır — kemiksi, grotesk, güven telkin etmeyen bir varlıktır. Bazen nazik bir rehber gibi yaklaşır, bazen sert ve tehditkâr bir ton takınır.
İlginçtir: filmin İspanyolca adı El laberinto del fauno'dur, "Pan" değil. Del Toro, uluslararası pazardaki başlığın doğrudan Yunan tanrısı Pan'a gönderme olmadığını, yalnızca faun figürünün kültürel çağrışımını güçlendirmek için seçildiğini belirtir.
Antropolog Victor Turner'ın "liminalite" kavramı tam burada işler. Faun, iki dünya arasında kalan, ne tamamen içeride ne tamamen dışarıda olan bir eşik-varlığıdır — tıpkı ruh gibi, tıpkı İspanya'nın kendisi gibi: ne tamamen iyi, ne tamamen kötü.
Fantezi ile gerçek arasındaki sınırlar bulanıklaşır; bu alan iki dünya, iki tür ve iki anlatı arasında bir geçiş sağlar.
— Victor Turner'ın eşik (liminalite) teorisini izleyerekFaun'un verdiği "Yol Ayrımları Kitabı" da bu belirsizliği taşır: boş sayfalar yalnızca Ofelia'nın kararlarına göre canlanır. Kitap ona ne yapacağını söylemez; onu kendi hakikatine götürecek basamakları açar.
"Amaç kaybolmak değil, yolunu ve kendini bulmaktır." — Guillermo del Toro
Labirent antik çağlardan beri hem dönüşümün hem doğaüstü bilgeliğin sembolüdür. Ama karanlık bir yüzü de vardır: mitolojide Minotauros'u barındırdığı gibi, filmde de Vidal'i — kontrol altına alınması gereken kaosu — içinde taşır.
Ofelia'nın üç görevi — kurbağadan anahtarı almak, Solgun Adam'dan bıçağı almak, masum kanı sunmak — antropolog Van Gennep'in "Geçiş Törenleri" şemasını izler: ayrılma, eşikte kalma, dönüş.
Ama son sınavda Ofelia itaat etmez. Faun'un "masum birinin kanı" buyruğuna karşı çıkar, kardeşini kurban etmeyi reddeder. Filmin ahlaki ekseni tam bu noktada kurulur: itaatsizlik, filmin asıl erdemi hâline gelir.
Labirent, Ofelia'nın kutsallığa, ölümsüzlüğe ve mutlak gerçekliğe geçtiği bir eşik alanıdır.
— Mircea Eliade'yi izleyerek
Vidal'in dünyası tamamen erkeklerin egemenliğindedir; kadınların varlığını zar zor kabul eder. Karısını ve üvey kızını karşılarken kullandığı çoğul, resmi "Bienvenidos" hitabı bile bunu ele verir.
Bu baskının karşısına Mercedes çıkar. Mutfakta — kök sebze doğrayan, tavşan temizleyen yaşlı kadınların arasında — hayatını riske atarak direnişçilere yiyecek ve ilaç taşır. Bu sahne, Velázquez'in "Yaşlı Kadın Yumurta Pişiriyor" tablosunu anımsatan bir estetik derinlik taşır.
Mercedes'in küçük bıçağı ile Ofelia'nın tebeşiri aynı işlevi görür: ikisi de kendi dünyalarında hayatta kalmak için icat ettikleri araçlardır. Biri mutfakta, biri masalda — ama ikisi de gündelik emeğin sessiz direnişini taşır.
Del Toro izleyiciyi kandırmaz: bu pembe bir kaçış hikâyesi değildir. Ama masal, gerçekliğin ağırlığını hafifletmek için değil, onunla yüzleşmek için var olur.
Ofelia'nın itaatsizliği — üzümü yemesi, elbiseyi umursamaması, kardeşini kurban etmeyi reddetmesi — filmin tek gerçek kahramanlık anlarıdır. Vidal'in düzeni saatlere, kilitlere ve zorla itaate dayanırken, Ofelia'nın direnişi kendi seçimlerine dayanır.
Film kurguyla biter. Ama tarih gerçektir.
Mumları söndürürken, labirentten çıkmayı unutma.