Otuz iki pikselin mirası

Bir iflasın eşiğinden doğan kırmızı şapkalı bir figür, nasıl olur da bir kültürün ortak miti haline gelir? Mario'nun doğuşu, kahramanlık mitleri ve bir kuşağın hafızası üzerine.

Mario — Otuz iki pikselin mirası

Bir kahramanın büyüklüğü boyunda değil, kaç kez düşüp yeniden zıplayabildiğindedir.

Sevgili okuyucu, bugün seni bir depoya götürmek istiyorum. 1980'in son aylarında New Jersey'deki bu depoda tuhaf bir manzara vardı: iki bin adet oyun makinesi, hiç açılmamış kutularında tozlanıyordu. Nintendo'nun Amerika macerasını yürütmekle görevlendirilen genç yönetici Minoru Arakawa, Radar Scope adlı ilk büyük bahsini kaybetmişti. Şirketin geleceği, satılamayan bu makinelerin arkasında sıkışıp kalmıştı. Japonya'daki merkez, çözümü deneyimli bir tasarımcıya değil, o güne dek yalnızca oyuncak çizen ve arcade kabinlerini boyayan 29 yaşında bir çalışana emanet etti: Shigeru Miyamoto. Elindeki malzeme acınacak haldeydi — yana çevrilmiş bir monitör, tek bir joystick, bir düğme, üç renk. Miyamoto bu yoksullukla, dünyanın hâlâ hatırladığı bir hikâye kurdu: sıradan bir adam, dev bir yaratık, kurtarılmayı bekleyen biri. 1981'de Donkey Kong olarak sahneye çıkan bu kurgu, birkaç yıl içinde kırmızı şapkalı bir tesisatçıya, yani Mario'ya dönüşecekti. Bir iflasın eşiğinden doğan karakter, sonunda Coca-Cola'dan daha tanınır hale geldi.

1981 Donkey Kong tanıtım afişi
1981, Donkey Kong'un doğduğu yıl

Bu satırları yazarken aklıma Joseph Campbell'ın kahramanın yolculuğu üzerine geliştirdiği düşünce geliyor durmadan. Campbell'a göre her kültür, kendi çağının kaygılarını ve özlemlerini taşıyacak bir kahraman icat eder; mitolojinin malzemesi tanrılar değil, sıradanlığın içinden sıyrılıp anlam kazanan figürlerdir. Mario tam da böyle bir sıyrılmadır. 1980'lerin Japonyası, ekonomik bir mucizenin ve teknolojik bir sarhoşluğun ortasındayken, kimsenin fark etmeden yarattığı bu göbekli, bıyıklı, hiç de kahramanca görünmeyen figür, tesadüfen değil tam da o dönemin iyimserliğiyle yüklü olduğu için yapışkan bir mite dönüştü. Campbell'ın işaret ettiği gibi, mit her zaman krallardan değil, bazen bir depodaki iflasın telaşından da doğabilir.

Kendi hayatımdan küçük bir sahne: kardeşimle tek bir kumandayı paylaşarak oturduğumuz o eski televizyonun önünü hâlâ hatırlıyorum. Sırayla oynardık, kaybeden hemen "bir tur daha" derdi, kazanan bile bunu itiraz etmeden kabul ederdi çünkü asıl mesele kazanmak değil, o borulardan geçip bir sonraki dünyaya ulaşmaktı. Mario'yla ilk tanıştığım an bir "oyun deneyimi" değildi aslında; kardeşlik dediğimiz o sabırlı nöbetleşmenin küçük bir provasıydı. Bugün bir çocuğun elinde aynı kırmızı şapkayı gördüğümde, otuz yıl önceki o sırayı bekleme halinin hâlâ değişmediğini fark ediyorum.

Mario görseli

Mario'ya faydacı gözle bakanlar onu yalnızca bir pazarlama makinesi olarak görür: lisanslı oyuncaklar, mısır gevrekleri, tişörtler, nostaljiyi paraya çeviren bitmez tükenmez bir ürün hattı. Bu bakış yanlış değil ama eksik. Çünkü Mario'yu yalnızca bir marka olarak okumak, onun neden hâlâ bir çocuğun elinde aynı heyecanı yarattığını açıklayamaz. Asıl değeri görenler için Mario, bir dönemin — neon ışıklı, hızla büyüyen, kendine aşırı güvenen bir Japonya'nın — kazara bıraktığı en dürüst belge gibidir. Üstelik bu mirasın gölgeli tarafını da unutmamak gerekir: kurtarılmayı bekleyen prenses klişesi, onlarca yıl boyunca oyunların kadın karakterlere biçtiği pasif rolün de bir kanıtıdır. Bir kültürel simgeyi gerçekten önemsemek, onu eleştirmekten vazgeçmek değil, tam tersine onun neyi taşıdığını görmektir.

Bir kahramanın büyüklüğü boyunda değil, kaç kez düşüp yeniden zıplayabildiğindedir.


Bu hafta Bu muydu? rafda

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitap kapağı
Kitap · Joseph Campbell

Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

Bu yazıda sözünü ettiğim, kahramanın sıradanlıktan sıyrılıp mite dönüşme fikrinin kaynağı burası. Campbell, dünyanın dört bir yanındaki mitleri tek bir örüntüde buluşturuyor: eşiği aşma, sınav, dönüş. Mario'yu bir kez de bu gözle okumak istersen, iyi bir başlangıç noktası.

Bu hafta izlenecek

Mario videosu — Bu Muydu?
Video · Bu Muydu?

Mario'nun Gerçek Hikayesi

Bu yazının anlattığı hikâyeyi görüntülü olarak da izlemek istersen, kanalımdaki videoda Mario'nun Radar Scope'un enkazından bir kültür ikonuna dönüşüşünü daha da detaylı anlatıyorum.

İzlemek için tıkla →

Bir cümle

Joseph Campbell'ın hatırlattığı gibi: kahraman her zaman devasa değildir, bazen yalnızca eşiği geçmeye cesaret eden sıradan biridir.

Bilgin olsun

Mario'nun adı aslında tesadüfen doğdu. Karakterin ilk adı "Jumpman"di; Nintendo of America bu ismi beğenmeyince, ekip yeni bir isim aramaya başladı. Tam o sıralarda şirketin kiraladığı depoya kirasını isteyerek gelen sabırsız mülk sahibinin adı akıllarda kaldı: Mario Segale. Karaktere onun adı verildi — İtalyan asıllı bir emlakçının adı, dünyanın en tanınan video oyunu kahramanına dönüştü. Segale, 2018'de 84 yaşında hayatını kaybettiğinde haberler onu "gerçek Mario" diye andı.

Destek Ol

Bu yazıyı beğendiysen
Bu Muydu?'yu büyüt

Reklamsız, bağımsız içerik üretmek ancak sizin desteğinizle mümkün.

Patreon
Aylık destek ol
Abone Ol
Ücretsiz, en büyük destek
Substack
Yazılar & bülten